Ana içeriğe atla

Stefan Zweig - Satranç | Hakkında Ki Düşüncelerim - Özeti |





 Kitabın baştan sonuna kadar bizimle paylaşılan; 3 kişi… İki başrol oyuncu ve bir izleyici…

  Ana planda; psikolojik, tinsel ve sosyal bakış açısından kaynaklanan tezatlıklar bulunmaktadır.

  Maddiyatın oluşturduğu kesim; aşağı ve yukarı halinde iki grupta… Ve bu iki kesimin karşı karşıya geldiklerinde ki zıt ruhsal ve karakterik özellikleri sayesinde kurgunun akıcılığı kazandığı nokta: tam olarak bu üç kavrama bağlanmıştır.

 Mirko Czentovic çocukluğundan beri sadece satrançta yetenekli olan; diğer herhangi bir konuda yeteneği bulunmayan bir karakterdir. Öyle ki bir eğitim diploması bile olmayan Czentovic, Dünya Satranç Şampiyonu olmuştur. Ve bu başarısızlıklarını kapatan başarı; onun için sadece tüm bencil duyguların kaynağı olmuştur.

  Czentovic için; Satranç = Para + Ün

 Avukat olan Dr. B için ise; Satranç = Hayata tutunmak için bir dal olmuştu.

 Satranca olan ilgisi fanatikliği veya sevgisinden dolayı değil. Bilakis mecburiyetliğinden! Gestapo tarafından tutuklanan Dr. B, işkence olarak aylarca yalnızlığa terk edilmiştir. Üzerinde ki baskı,  hapis olduğu süre ve ruhsal durumu dile alındığında; birkaç saniyede birkaç kelime ile özetlense de oluşturduğu etki bambaşkaydı. Nitekim elinde geçen satranç kitabı hayatta kalmasının tek nedeniydi. İçindeki tüm satranç oyunlarını ezberleyip kendisini belirli bir süre oyaladıktan sonra karakteri büsbütün olarak ikiye bölünmüştü. Siyah ve beyaz taşlar olmak üzere. Her defasında kendisini yenmeye çalışıyordu ve her defasında da gelişen zihninin yarattığı boşlukta dibe batmaya devam ediyordu.

 Mahkûmluğundan kurtulup, gemide Czentovic ile karşılaştığında ise tinsel döngü kendini tekrardan başa sarmaya başlamıştı. Hayatından kendisinden başka ilk rakibi ile olan oyunu aynı zamanda da gerçek satranç tahtası ve taşları ile olan ilk oyunuydu. Ve bu parti bitebilecek en güzel şekilde son bulmuştu.

 Ama satranç sadece somutlaşmış bir örnek. İnsan ruhsal kontrolünü tüm açıklığıyla karşısına aldığında ilerideki birkaç hareket ve davranışı düşünüp, benliğini kontrol edip; kendisini yenmesi de bir örnek.

 Bana sorarsanız eğer çaresizlik ve mahkûm olmak sözcükleri arasında ki farklılıklar ve asıl anlamları ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

Umarım kitabı hazmeder ve son 4 sayfayı okursunuz.


Puanım: 5/5

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Büşra Göçener | Gece Düşü Kitap Yorumu

Heyooo Ben Gel-dim!!! ☆Ve tek değil bomba bir kitapla geldim. Şuan sadece bu paragrafın başına ‘Ahh’ koyuyorum ama ben bu yazıyı yazarken bol bol iç çekeceğim. Hani normalde olaylardan çıkardığım ve kavrayabildiğim his ve duyguları aktarıyordum                (-acaktım) ya, bugün tam tersini yapacağım; hislerden çıkardığım olayı anlatacağım. -NASIL OLACAK BENDE BİLMİYORUM 🤔 – AMA olay yok! Bu bir kurgu romanı değil: bir hayat... bir intikam oyununun olan ve işleyişini değil de bir kadının o oyunda ki hislerini anlatmış Göçener. Ve kitapta sadece Sophie’’nin benliği konuşuyordu. -direk giriş oldu :/ - Ben ilk defa bir kitaba bürünemedim, satırlar olamadım... Ben ilk defa bir kadının çaresizliğine tanık oldum. O, olamadım, ona dokunamadım, yani başımdaydı sanki ama bir o kadar da uzaktı aynı zamanda... Her şey çok gerçekçi, her şey çok doluydu. Sanki önemli olan yaşamak değil de hissetmek gibiydi. Sophie’i kelimelerle anlatmaya ka...